Lozan Barış Antlaşması Zafer mi Hezimet miydi

Lozan’a Giden Yolda Birinci Dünya Savaşı Sonrası

İnsanlığın maddi ve manevi kayıplara uğradı, insanoğlunun yaşadığı en büyük felaketlerden biridir, Birinci Dünya Harbi.
Osmanlı İmparatorluğu Savaşa yanında katıldığı İttifak Devletlerinin, İtilaf Devletlerine mağlubiyetiyle Osmanlı İmparatorluğu hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında Sevr Antlaşması imzalanmıştır.

Türk Milletinin İstiklal’line göz diken bu antlaşma yürürlüğe konulamamıştır  ve Türk Milletinin dönüm noktası olan İstiklal Harbi ile esareti kabul etmemiştir.

Azimli ve yılmaz mücadelesi ile İstiklal Harbi vatanın dört bir tarafında kazanılmış, başarının resmi temelleri Mudanya müzakeresine bırakılmıştır.Egemenlik İstanbul ve Boğazlarda tam olarak sağlanamaması ve çözülemeyen birçok problem de bir Barış Konferansına yol açmıştır.

Lozan’a Türkiye Büyük  Millet Meclisi Gidiyor

İtilaf Devletleri Anadolu delegelerini Londra Konferansı’na yalnız olarak kabul etmiyorlardı. Bunlar İstanbul Hükümet’inin delegeleriyle birlikte bulunurlarsa kabul olunacaklardı. Sadrazam Tevfik, Ankara’da bulunan Ahmet İzzet’e durumun hassasiyetinin belirten bir telgraf (31.1.1921 tarihli) çekti[1](A.türk, söylev, cilt:2,s:420);

“…Böyle ayrılık sürdürülecek olursa belki de hiçbir tarafın delegeleri kabul edilmeyecektir. Konferansa yalnız buradan delege kabul edilmesi düşünülebilir ise de, bu değişiklikten bize zararlı sonuçlar doğabilir. Çünkü itilaf çevrelerinde sayıları pek çok olan yunan dostlarına, Türkler doğuda savaşın sürüp gitmesini istiyorlar, barış ve anlaşmaya istekli değildirler” d,ye propaganda yaparak, bizden yana olanları kendilerine çevirmek, bizi haksız ve düşmanlarımız haklı göstermek için tutamak verilmiş olur. iki yanın delegelerinden meydana gelmiş bir kurulu gönderilirse isteklerimiz kabul olunmasa bile, bizden yana olan görüşleri tersine çevirmemiş, beklide bize karşı olanların önemli bir kısmını kazanmış oluruz. Zaman pek dardır. Yazışmalarla yitirilecek zaman kalmamıştır. Delegelerin hemen gönderilmesi yurt ve ulus çıkarları gereğidir. “

Sadrazam Tevfik ısrarla konferansa Ankara delegeleriyle İstanbul’unki birlikte gitsin diye ayak diretirken Ankara’da yalnız kendi, temsilcilerinin kabul edilmesi yönünde ısrarlıydı. M.stafkeml’in ifadesiyle, gönderdiği telgraf(8.2.1921 ) uyarı mı yoksa tehdit midir, yoksa yalnızca İstanbul delegelerinin katılmasını mı sağlamaktı, bunu anlamak güç: ”Konferansı etkilemek amacıyla şubat’ın yirmi birinde yunanlıların 70-80 bin kişiyle saldırıya geçecekleri hariciye nazırlığınca güvenilir kaynaklardan öğrenilmiştir. Saldırının kara hisar-Eskişehir doğrultusunda olacağı sanılır. İtilaf devletler temsilcileri, Ankara delegelerinin yalnız olarak konferansa kabul edilemeyeceğini de söylemişlerdir.”

Tevfik Paşa İstanbul Hükümetini temsilen bu görüşleri belirtirken, 28 Ekim 1922 Tarihinde İsviçre’nin Lozan kentine İtilaf devletlerince , İstanbul ve Ankara Hükümetleri resmi olarak davet edilmiştir. Bunun üzerine iki gün sonra toplanan TBMM, İstanbul hükümetinin tasfiyesine yönelik 82 imzalı karar tasarısını görüşmüşse de aynı gün sonuç alamamış, ancak 1 Kasım tarihli toplantıda M.stafKeml’in sert müdahalesi üzerine saltanatın kaldırılmasına karar vermiştir.

M.stafKeml’in ifadesine göre milletvekillerinin birçoğu saltanatın kaldırılması kararına karşı çıkmışlardır. Bakanlar kurulu başkanı Rauf Bey (Orbay) başta karşı çıktığı karara 29 Ekim’de M.stafKeml ile görüştükten sonra taraftar olmuştur. Buna karşılık liberal görüşleriyle tanınan Mersin vekili Selahattin Bey (Köseoğlu) sonuna kadar karara muhalif kalmıştır. Oylama sırasında bağırışarak açık oy ve sayım isteyen milletvekillerine rağmen sayım yapılmamış ve kararın oybirliği ile alındığı ilan edilmiştir. [2] (Nutuk, s. 495.)

Gerek Rauf gerek Selahattin Beyler daha sonra kaleme aldıkları anılarında, Cumhuriyete prensip olarak karşı olmadıklarını, ancak padişahlığı kişisel diktatörlük eğilimlerine karşı bir engel olarak gördükleri için kaldırılmasına muhalif olduklarını anlatırlar.

Lozan Barış Konferansı’nın perde arkasını yazanlar, İnönü’nün Rauf Orbay kavgasının temellerinin buraya gönderilecek delegelerin seçiminde başladığını öne sürürler. A.türk söylev’inde bu konuya açıklık getirmiştir. Rauf’un imzaladığı Mondros’u yırtıp atan Mudanya ateşkesi sonrasında meclis’te görüşmelere gönderilecek delegeler kurulu üyeleri hakkında görüşler çarpıtılırken,”Ben daha bu konuda kesin görüşümü ve kararımı saptamamıştım.” Demektir, Rauf’la İsmet arasında tercihinin neden İsmet paşadan yana kullandığında şöyle açıklıyor;[3](hasan rıza soyak, a.türk’ten hatıralar, s.158)

“ Rauf Bey’in başkanlığı altında bulunacak kurulun, bizim için ölüm dirim sorunu olan bu konuda başarı kazanacağına güvenemiyordum. Rauf Bey’in de kendini yetersiz görmekte olduğunu sezinliyordum. Kendisine danışman olarak İsmet Paşa’nın verilmesini önerdi. Bu öneriye verdiğim karşılıkta, ‘ism.tPaşa’dan danışman olarak pek az yararlanabilir. İsmet Paşa başkan olursa, kendisinden en çok yararlanılabileceğine bende inanıyorum,’ dedim. Bu nokta üzerinde uzun boylu görüşülmedi. Ondan sonra, Rauf Bey’in delegeler kurulu konusunda başladığı türlü düzenlemeleri sürdürüp gitti. Ben önem verir görünmedim. Mudanya konferansı sona ermişti…”
İsmet Paşa’nın da kendisinin heyet başkanı seçilmesini, A.türk’ün Nutuk’unda şöyle yer verilmektedir ;

“ … İsmetPaşa ile Genelkurmay başkanı Fevzi Paşa, Bursa’da bulunuyorlardı. Kendileriyle görüşmek üzere Bursa’ya gittim. İsmetPaşa’nın, heyet başkanlığı görevini yapıp yapamayacağını, mevcut bunca bilgime rağmen bir daha inceledim. Mudanya Konferansı’nın nasıl idare ettiğini ayrıntıları ile anlamaya çalıştım. İsmet Paşa’nın kendisine tasarılarım hakkında hiçbir şey söylemiyordum. Sonunda olumlu olarak kararımı verdim. İsmet Paşa’nın heyet başkanı olması için önce Dışişleri Bakanı olmasını uygun gördüm. Bunu sağlamak için doğrudan doğruya Dışişleri Bakanı Yusuf Keml Bey’e özel ve gizli olarak yazdığım bir şifre telgrafta, kendisinin Dışişleri Bakanlığı’ndan istifa etmesini ve yerine İsmet Paşa’nın seçilmesine yardım etmesini rica ettim.

Ankara’dan hareketimden önce, Yusuf Keml Bey bana, heyet başkanlığı görevini en iyi İsmet Paşa’nın yapabileceğini söylemişti. Yusuf Keml Bey’den, ricamı iyi karşılayarak gereğine giriştiğine dair cevap aldım.
İşte ondan sonra idi ki, ism.tpaşa’ya emrivaki halinde dışişleri bakanı olacağını ve ondan sonra da heyet başkanı olarak barış konferansına gideceğini söyledim. Paşa, birden bire şaşırdı. Asker olduğundan bahsederek özür diledi. En sonunda teklifimi emir kabul ederek itaat gösterdi.

İsmet paşanın heyet başkanlığı büyük millet meclisi 16 Ekim 1922 tarihli oturumunda ittifakla kabul edildi.”[3]

Bu Adama Dikkat Edin !

General Harrington’ın İngiliz Hükümet’ine “Bu Adama Dikkat edin” diyerek kendisinden bahsettiği İsmet Paşa  ve heyet, 8 Kasım 1922 günü saat 12.30’da Lozan’a doğru Doğu Ekspresi ile Sirkeci’den hareket etti.

Heyet Lozan’a vardığında Konferansın bir hafta ertelendiğini öğrendi. Bunun üzerine İtilaf Devletlerine çekilen telgrafta konferansın bir hafta gecikmesinin barışın da gecikmesi demek olacağını bilmelerini istedi. Detaylara ise İsviçrede gazetecilerin sorularını yanıtlayarak verdi.Akşama doğru, Fransız Hükümeti tarafından Parise davet ediliyordu. İsmet Paşa, konferansın başlamasına bir hafta olmasını fırsat bilerek bu teklifi kabul etti. Ertesi gün yola çıkarak, Mösyö Poincaré ile Paris’te
başvekâlet dairesinde bir araya geldiler.
Fransa ile 1921 Ekimi’nde Ankara’da Suriye hatlarını tespit eden bir anlaşma yapılmıştı ve muharabeye son verilmişti. Bu münasebet ile Fransızlar ile aramız sıcak sayılabilirdi. . Bir ara, muharebe esnasında fırsat bulup Fransızlardan bir miktar otomobil satın almak imkânını da
bulmuştuk. Lozan Konferansı’na başlarken, İzmir’deki temasların da yardımı ile
Fransızlarla olan münasebetlerimiz sıcak bir halde sayılabilirdi. Mösyö Poincaré ile İsmet Paşa bu hava içerisinde görüşmelerini sürdürmekteydi.

Fransa ile arasını sıcak tutan İsmet Paşa, İtalya Başkanı Mösyö Musolini ile kalan vaktini fırsata çevirmek istiyordu;

“ Bu arada bir fırsat bulup Mösyö Musolini ile de bir defa görüşmek istedim. Buluştuk. İtalya’nın noktainazarına teşhis koymak istiyordum. Onunla konuşurken sulhtan bahsettim. Sulh olacak mı diye sordum. Olacak, dedi. Musolini ile iktidarının büyük darbe başarılarının başında bulunduğu bir devirde konuşuyordum. Bu konuşmayı yaparken başlıca
teşhis koymak istediğim; şayet İngilizler, sulhu bir çıkmaza götürürlerse ve İstanbul’da Boğazlarda bir harp açarlarsa, kendilerinin bu harbe iştirak etmeye ne kadar hevesli olduklarını tahmin edebilmekti. Hevesli olmadıkları intibaını aldım. Poincaré’ye söylediklerimi ona da söyledim. Tahliye edeceksiniz, dedim. Tabii tahliye edilecektir, cevabını verdi. İstanbul tahliye edilecektir, Boğazlar tahliye edilecektir, Gelibolu’da kimse kalmayacaktır, hiçbir komisyon tanımayız, şeklinde sözlerimi tamamladım.” [5](ism.tpaşana anı, sf 69)

Konferans Açılıyor

Barış Konferansı İsviçre’nin Lozan şehrindeki montbenon gazinosu salonunda, 15.30’da İsviçre cumhurbaşkanı’nın bir konuşmasıyla açıldı. İsviçre cumhurbaşkanı m.haab, konuşmasında bütün delegasyonlara hoş geldiniz dedikten sonra, büyük savaşın ve daha sonra türk-yunan savaşı’nın insanlığa getirdiği felaketlerden söz etti. Bütün dünya kamuoyunun gözlerinin leman gölü kıyılarında toplanan bu konferansa çevrildiğini ve tarafları tatmin edecek ve barışı sağlayacak sonuçların beklendiği söyledi ve konferansa başarılar diledi.

M.Haab dan sonra Lord Curzon konuştu:

“Dört seneden fazla devam eden zalim ve yıkıcı bir savaşın hatıralarını silmek ve barışı sağlamak için son dört sene zarfında yapılan çeşitli konferanslardan sonuncusu için bugün burada toplanmış bulunuyoruz. Şimdiye kadar bu konferanslar ya başşehirlerde veya savaşa katılan büyük devletler ülkelerindeki şehirlerde toplanmıştı. Ben kendi hesabıma bu konferanslardan Londra’da Paris’te ve İtalya’nın çeşitli şehirlerinde olanlarına katıldım, fakat şimdi ilk defa tarafsız bir memlekette toplanıyoruz. Başkan Haab yaptığı konuşmada gerçekten savaşın bütün anlam ve zararlarını çok güzel anlatan bir dil kullandı ve bizden geçmişin hatıralarını en kısa zamanda unutturacak bir durum yaratmamızı rica etti. Biz de ona, bu gün akşamüzeri yaptığı konuşmanın ruhuna uygun bir cevap verelim. Bu konferansta barışı sağlamak için önümüze gelecek her çapraşık mesele üzerinde antlaşmaya varmaktan başka bir arzuyla hareket etmeyelim.”

Belirtmediği muhtemelen belirtmek istemediği bir fark daha vardı.konferansta ilk defa düşman devlet temsilcileriyle aynı masa etrafında oturuyorlardı.İtilaf Devletleri’nin aslında en çok ağırlarına giden de buydu. Bunu bir nebze hafifletmek için itilaf Devletleri’nin Türk delegasyonunun kendileriyle konferansta bir tutulamayacağını ima eden çeşitli tutumlarına rastlanıyordu. Bunu itilaf güçleri delegasyonlarına koltuk ayırırken, Türk delegasyonuna sandalye tahsis etmek gibi basit taktiklere kadar vardırmışlar, ancak ism.tpaşa’nın müdahalesi karşısında özür dilemek durumunda kalmışlardı.

Programda Cumhurbaşkanı’nın konuşmasına bütün delegasyonlar adına Lord Curzon’un cevap vereceği kayıtlıydı. Buna rağmen ism.tpaşa bu durumu delegasyonların eşitliğiyle bağdaşmaz bularak, Lord Curzon’un konuşması biter bitmez ayağa kalktı ve daha önce hazırladığı metni okudu;

“Dört seneden çok zamandan beri, Wilson prensiplerine dayanan bir mütareke, Osmanlı İmparatorluğu’nun girişmiş olduğu çarpışmayı resmi surette durdurmuştu.

Barışın nimetlerinden daima yoksun kalan Türk milleti, tarihten beri hak ve adaleti sağlamak için yaptığı çeşitli barış teşebbüslerinin yetersizliğini ve faydasızlığını anlayarak artık hiçbir kurtuluş ümidi kalmadığını görerek, varlığını korumayı, maddi ve manevi vasıtalarıyla bağımsızlığını sağlamayı başardı. Bu yolda birçok acılara katlandı. Sınırsız ve sayısız fedakârlıklara rıza gösterdi.

Hür milletler, bu hale şahit olmuşlardır.her yaşta ve her mevkideki Türkler kadın ve çocuk, bu savunma savaşına katıldılar. 1918 yılından sonra Türk milletinin maruz kaldığı sonsuz hücumları ve acıları burada hatırlatmaktan kendimi tutamıyorum.gerek bu hücumları ve acıları, gerek hiçbir askeri zorunluluk olmaksızın Türkiye topraklarının e  zengin ve onarılmış kısımlarında, bilhassa yok etmek ve yıkmak fikriyle devamlı surette yapılan tahribatı, hiçbir surette mazur göstermek mümkün değildir.

Hala bu dakikada bile, bir milyondan fazlası masum Türk’ün Anadolu ova ve yaylalarında evsiz ve ekmeksiz avare dolaştıklarını hatırlatmak isterim. Türk milleti, bu insan gücü üstündeki fedakârlıklara katlanmak suretiyle, medeni insanlar arasında derin bir hayat kuvvetine malik milletlere has olan var olma ve bağımsızlık yeteneğiyle barış ve huzura kavuşmaya hak kazanmıştır. Türkiye büyük meclisi2ninn başlıca gayesi bu yeri korumak ve kuvvetlendirmekten ibarettir.”

Diyerek İsmet Paşa’da konuşmasını bitirdikten sonra resmi olarak, Barış Antlaşmasına adım atılmıştı.
Lozan Barış Antlaşması katılımcı Ülkeler : Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya,  Türkiye

Görüşülen Konular

Sınırlar ile ilgili hükümler
Suriye sınırı:
 20 Ekim 1921’de Fransa ile yapılan Ankara Anlaşması’nın koşulları kabul edildi.
Irak Sınırı:
 Bu sorun çözüme kavuşturulamadı. Sorun içerisinde olan Musul konusu da dahil olmak üzere, bu sorunun Türkiye ile İngiltere arasında dokuz ay içinde yapılacak görüşmelerle dostça çözüme kavuşturulması kararlaştırıldı.
Yunanistan Sınırı:
 Karaağaç savaş tazminatı olarak TBMM’ye bırakıldı. Doğu Trakya TBMM’ye bırakılırken, Batı Trakya Yunanistan’a bırakılmış, böylece Batı Trakya Türkleri sorunu doğmuştur.
Adalar:
 İmroz, Bozcaada ve Tavşan Adaları dışındaki Ege Adaları Balkan Savaşları sırasında yitirildiği için bize geri verilmemiş, Yunanistan’a bırakılmıştır. Anadolu kıyılarına yakın olan (Midilli, Sakız, Sisam, Nikerya) adalarda Yunanistan silah ve asker bulunduramayacaktır. Meis ve Oniki Ada (Rodos dahil) İtalya’ya devredilmiş, Kıbrıs’ta İngiltere’ye bırakılmıştır.
Bulgaristan Sınırı:
 1913 İstanbul Antlaşması ile Birinci Dünya Savaşı sonunda Bulgaristan’ın imzaladığı Nöyyi Antlaşması esas alınarak, Meriç Irmağı iki devlet arasında sınır olarak kabul edilmiştir.
Doğu Sınırı: Doğu sınırı için Moskova ve Kars antlaşmaları esas alınmıştır.

 

Kapitülasyonlar
Yüzlerce yıl süren bütün kapitülasyonlar, Düyun-u Umumiye İdaresi de dahil olmak üzere, her türlü sonuçları ile birlikte toptan kaldırılmışlardır. Türkiye’deki yabancı ticaret kuruluşları da belli ve kısa bir geçiş döneminden sonra, hiçbir ön koşul göstermeden Türk yasalarına uyacaklardır.

 

Azınlıklar 
Türkiye’de yaşayan herkesin Türk uyruklu olduğu kabul edildi. Hıristiyan ve Musevi azınlıklar din ve ibadetlerinde serbest olacaktı. Doğu Trakya ve Anadolu’da yaşayan Rumlarla Yunanistan’daki Türkler karşılıklı yer değiştireceklerdi. Batı Trakya’da kalan Türkler ile İstanbul’un yerlisi Rumlar bu değişimin dışında tutulacaktı

Yabancı Okullar
İtilaf devletleri Lozan’dan sonra yabancı okulların yönetiminin kendilerine bırakılmasını istemiş ancak Türkiye bu konunun kendisinin bir iç sorunu olduğunu ileri sürerek herhangi bir görüşme yada anlaşmayı kabul etmemiştir.

 

Savaş Tazminatları
Türkiye hiçbir devlete savaş tazminatı ödememiş, Birinci Dünya Savaşı dolayısıyla bizden istenilen tazminattan büyük bir başarı ile kurtulmak sağlanmıştır. Yunanistan, Türkiye’ye Kurtuluş Savaşı’nda verdiği zararlardan dolayı tazminat vermesi gerektiğini kabul etmiş ancak Yunan ekonomisinin çökmüş bir vaziyette olması sebebiyle, Türkiye bu savaş tazminatından Karaağaç ve yöresini alarak vazgeçmiştir.

 

Devlet Borçları Sorunu
İlk olarak Abdülmecit zamanında Kırım Savaşı sırasında İngiltere’den 1854 yılında alınan ve Birinci Dünya Savaşı’nda alınmaya devam edilen dış borçlar büyük bir toplama erişmişti. Bu borçlar Lozan’da, Osmanlı Devleti’nin parçalanması ile oluşan yeni devletlere gelirleri oranında bölüştürülmüştür. Türkiye’ye düşen borçlar ise düzenli taksitlere ayrılmış, borçların ödenmesi üzerinde yabancı gözetim ve denetimine son verilmiştir.

 

İstanbul’un Boşaltılması
İtilaf Devletleri 6 hafta içinde şehri terk edecektir. Son işgal kuvvetleri 2 Ekim 1923’te Türk bayrağını selamlayarak İstanbul’u terk etti.6 Ekimde Şükrü Naili Paşa komutasındaki Türk ordusu İstanbul’a girdi. Milli Mücadele döneminde en üzün süre işgal altında kalan şehrimiz İstanbul olmuştur.Savaş tutsakları da karşılıklı olarak iade edilecek.

 

Rum Patrikhanesi
Türkiye’nin olanca çabasına rağmen Patrikhane’nin İstanbul’dan taşınması kabul edilmemiştir.

 

Oniki Ada
Tüm çabalara rağmen Türkiye’ye geri verilmemiştir.

 

Boğazlar Sorunu
Boğazlar, uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek, bu komisyonun başkanı Türk olacaktı. Türkiye boğazların her iki yanında asker bulunduramayacak, askeri olmayan gemi ve uçaklar barış zamanında boğazdan serbestçe geçebileceklerdi. Eğer Türkiye savaşta tarafsız ise geçiş yine serbest olacaktı. Ticaret gemileri serbestçe geçebilecek ancak savaş gemilerinin geçişi Türkiye tarafından sınırlandırılabilecekti. Türkiye bir savaşa girmiş ise, düşmana yardım etmeme koşulu ile tarafsız gemiler yine boğazdan geçebileceklerdi. Türkiye, düşman gemi ve uçaklarına dilediği gibi davranabilecekti.

 

Lozan Konferansı Dağılıyor

4 Şubat günü gelmiş çatmış itilaf Devletleri’nce hazırlanan antlaşma tasarısı üzerinde antlaşmaya varılamamıştı. Aslında itilaf Devletleri’nin kendi aralarındaki anlaşmazlıklar dikkatlerin Lozan^da Türklerle yapılan görüşmelerden başka yerlere kaymasına neden olmuştu.

4Şubat günü lord curzon ve diğer İngiliz temsilcilerinin kaldığı beau-rivage Oteli’nde baş temsilcilerin katılmasıyla özel bir toplantı yapıldı. Antlaşma tasarısı Türk heyeti tarafından incelenmiş ve arzu edilen ve gerçekleştirilmesine çalışılan bir Türkiye için yeterli bulunmamıştı: kapitülasyonların kaldırılması birtakım şartlara bağlanıyordu.mali konularda Türk heyeti tarafından ileri sürülen teklifler dikkate alınmamıştı. Birtakım ayrıcalıklardan ve savaş tazminatından söz ediliyordu. Osmanlı borçlarının tamamı Türkiye’ye yükseltiliyordu.

Saatler süren görüşmeler sırasında lord curzon, trenin hareket saatinin yaklaştığını da belirterek antlaşma tasarısının bir an önce imzalanması için ısrar etti. Buna İsmet paşa, Türk taleplerinin sağlamayan itilaf Devletleri’nin arzularına göre hazırlanmış bir metni imzalamasının mümkün olamayacağın, lord curzon’un ayrılmak suretiyle konferansın kesilmesi sorumluluğunu üzrine alacağı cevabını verdi.

İtilaf devletleri, hazırladıkları antlaşma tasarında değişiklik yapmamakta direnmekteydiler. İsmet paşa da görüşlerinde ısrar edince toplantının hiçbir sonuca varmadan dağılması kaçınılmaz oldu. Lord curzon on beş dakika rötarla kalkan treni hareket edinceye kadar, ism.tpaşa’nın gelip antlaşmayı imzalayacağı ümidin taşıdı ama İsmet paşa itilaf devletlerinin hayallerinin yıktı.

İsmet Paşa Lozan’da, bu konuda çok ciddi bir savaş verdi. Hatta bu nedenle, (diğer bazı nedenlerin yanı sıra), Lozan Konferansı dağıldı ve ancak iki ay sonra yeniden toplanabildi.  Ara verildiği zaman; İsmet Paşa, Sirkeci Garı’nda kendisine, “Toplantı neden dağıldı Paşam?” sorusunu soran gazetecilere, (mealen) şunu söylüyordu: “Çok çetin müzakereler oldu, çok zorlandım, tavizler verdim. Fakat memleketimin esaretine rıza gösteremezdim…”

İsmet Paşa’nın daha sonraları, (sanıyorum 1964’tü), Ankara’da verdiği bir konferansta anlattığı çok ilginç bir anısı vardır. Lozan’da, çetin müzakereler devam ederken; bir gün, İngiltere delegesi Lord Gürzon İsmet Paşa’ya, “Paşam bizi çok üzüyorsun, İstediğim hiçbir şeyi vermiyorsun. Ben bunları cebime koyuyorum. Yarın kalkınmak için kredi istediğinizde, bunları cebimden birer birer çıkaracağım” demiş. İsmet Paşa da; “Eğer gelirsem, cebinden çıkartırsın” demiş. Ve o konferansta İsmet Paşa, “Ben o kapıya, hiçbir zaman gitmedik” diye sözü bağlamıştı.

Lozan Antlaşması tekrar görüşülerek İmzalanıyor

İtilaf Devletleri’nin isteği üzerine görüşmelere tekrar başlayacaktı (23 Nisan 1923), İsmet Paşa 18 Nisanda yola çıkarak tekrar Lozan şehrine yola koyulmuştur, hatıralarında şöyle yer vermektedir;
“Şimdi bütün bu anlattığım meselelerden sonra, Ankara’da Hariciye Vekili ve Başmurahhas olarak vazifem, artık, sükûnetle hazırlanmak devrine girmişti. Lozan Konferansı’nm ilk toplantısında buradan büyük bir heyetle gitmiştim. O heyet şimdi gerek gazetecileri ile ve gerek muhtelif mesleklerden mütehassıslanyla hemen hemen yarıya inmiş bir durumdaydı. Konferansın birinci devrinde, istifadem olacak nurahhasların, istifadem olacak müşavirlerin çalışma istikametleri az çok belli olmuştu. Bu itibarla muhtelif mesleklerden bu kadar çok mütehassısa artık ihtiyaç
yoktu. Ona göre evvelce benimle giden mütehassıslarla yeni mütehassıslar arasında seçmeler yaptım. Bundan sonraki ihtiyaca uygun ve kâfi gelecek bir murahhas heyet teşkil ettim. Ankara’da ve İstanbul’da temas ettiğim basın çevreleri, vatandaşlar ve aydınlar umumi olarak murahhas
heyetinin devam etmesini teveccühle karşıladılar ve aleyhimizde bir cereyana müsait bulunmadılar, aksine, iyi çalıştığımız ve konferansı bir sulha vardırmak için bundan sonra da lazım olan gayreti gösterebileceğimiz inancı yaygın bir haldeydi. Bu bana çok huzur verdi. Böyle bir hava içinde Ankara’dan İstanbul’a geldik ve 18 Nisan’da trenle Lozan’a hareket ettik. Yolda fevkalade bir hadise olmadı. İlkbaharın güzel günlerinde Lozan’a vardık. Bu sefer Lozan’da bulduğum hava ilk gidişimden çok farklı idi. Birinci seferinde yabancı bir muhite girmiştim.”

Daha. Bu ikinci görüşmelerde Türk Heyeti kapitülasyonların kaldırılmasında ısrar etti. Karşı tarafta bunu kabul etti.

Bağıtlı Yüksek Taraflar, her biri kendi yönünden, Türkiye’de kapitülasyonların her bakımdan kaldırıldığını kabul ettiklerini bildirirler.

İkinci görüşmelerde kapitülasyonlardan başka azınlıkların hakları hakkında görüşüldü ve daha sonra aşağıdaki madde ortaya çıktı.

Türk Hükümeti, Türkiye’de oturan herkesin, doğum, bir ulusal topluluktan olma, dil, soy yada din ayırımı yapmaksızın, hayatlarını ve özgürlüklerini korumayı tam ve eksiksiz olarak sağlamayı yükümlenir. Türkiye’de oturan herkes, her inancın, dinin ya da mezhebin, kamu düzeni ve ahlak kurallarıyla çatışmayan gereklerini, ister açıkta isterse özel olarak, serbestçe yerine getirme hakkına sahip olacaktır. Müslüman-olmayan azınlıklar, bütün Türk uyruklarına uygulanan ve Türk Hükümetince, ulusal savunma amacıyla ya da kamu düzeninin korunması için, ülkenin tümü yada bir parçası üzerinde alınabilecek tedbirler saklı kalmak şartıyla, dolaşım ve göç etme özgürlüklerinden tam olarak yararlanacaklardır.

 

Türk Heyet Yunanistan’dan yol açtığı zarar karşılığı tazminat istedi. Yunanistan tazminat veremeyecek durumda olduğunu ileri sürerek tazminat yerine Karaağaç’ı verdi.

Musul sorunu ve Osmanlı borçları konusunda anlaşmaya varılamadığından bu maddeler daha sonra görüşülmek üzere antlaşmanın dışında tutuldular.

Görüşmeler karara bağlandıkmanın ardından İsmet Paşa antlaşmayı imzalamak için imza yetkisi istedi,

Lozan Barış Antlaşması bu haliyle 24 Temmuz 1923’te imza edildi.

Meclis 3 Ağustos 1923’ te 341, 342, 343, 344 sayılı 4 yasayla Lozan Barış Antlaşması ve eklerini onayladı. Antlaşma 6 Haziran 1924’ te yürürlüğe girdi.

 

İmzalayan ve Onaylayanlar
HORACE RUMBOLD. , PELLE.,GARRONI., G. C. MONTAGNA.,  K. OTCHIAI., E. K. VENISELOS.,  D. CACLAMANOS., CONST. DIAMANDY., CONST. CONTZESCO., M. ISM.T., DR. RIZA NOUR., HASSAN.

 

A.türk Lozan’ı Değerlendiriyor

Bir süre Ankara’da Lozan Konferansı görüşmelerini takip ettim. Görüşmeler hararetli ve tartışmalı geçiyordu. Türk haklarını tanıyan olumlu bir sonuç görülmüyordu.

Ben bunu pek tabii buluyordum. Çünkü, Lozan barış masasında ele alınan meseleler yalnız üç-dört yıllık yeni devreye ait ve onunla sınırlı kalmıyordu. Yüzyılların hesabı görülüyordu. Bu kadar eski, bu kadar karışık ve bu kadar kirli hesapların içinden çıkmak, elbette, o kadar basit ve kolay olmayacaktı.

 

Kaynakça

A.türk, Nutuk
Fikrimizin Rehberi
İngiliz Belgeleriyle Sevr’den Lozan’a
İsmet İnönü, Hatıraları
Yücel, Özge: “Lozan Barış Antlaşması’nda Azınlıklar”
Yrd.Doç.Dr. Veysi AKIN, Lozan Barış Antlaşması
Hasan Rıza Soyak, A.türk’ten Hatıralar
Bilal N. Şimşir Lozan Tutanakları/ Lozan telgrafları, II: (Şubat-Ağustos 1923) Mehmet Özel, 70.yıl dönümünde Lozan (metin:Hasan Eroğlu)
Prof. Dr. İlker ALP, Misak-i Milli Hedeflerinin Lozan Antlaşması’na Yansıması

Hazırlayanlar:
M.E.KARA
M.YALÇIN

 


Google ile gelen arama sonuçları:

  • lozan barış antlaşması zafer midir?
  • lozan bir tezimetmidir yoksa bir baris
  • ismet paşa lozan barış antlaşmasını değerlendirirken

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir