Atatürk ilkeleri

Atatürkçülüğün Temel İlkeleri – Atatürk ilkeleri başlangıcından itibaren Türk inkılabının içinden doğmuş, onun uygulamalarına yön vermiş olduklarından Atatürkçülüğün ideolojisini oluşturmaktadır. Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik, İnkılapçılık bu Atatürkçü düşünce sisteminin temel ilkeleridir.Bu ilkeler gerek anlamları gerekse amaçları bakımından bir biriyle ilişkili, bir birini tamamlayan ilkelerdir.Hepsinin de temel amacı ve misyonu Türk en kısa zamanda çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma mantığına dayalı olarak bina edilmiş olmasıdır.

Bu ilkeler tümüyle akılcı ve gerçekçi bir temele oturmuşlardır; Türk milletinin hususiyetleri onun bu günkü ve yarınki ihtiyaçları göz önüne alınarak ve çağdaş yaşamın gereklerine uygun olarak belirlenmiştir. Bunların neler olduğu hakkındaki içerik, açıklama ve tanımlamalara detayları ile aşağıdaki notlarda yer verilmiştir.Bu açıklamalar bizzat Ulu Önder Atatürk`ün sözleri ile teyit edilmeye çalışılmıştır.

Cumhuriyetçilik

Cumhuriyet bir yönetim biçimidir.Cumhuriyetçilik ilkesi buna dayanır.Cumhuriyetçilik milli egemenliğin ve özgürlüğün temelini oluşturur.Bu ilke Türkiye Cumhuriyeti Devleti`nin temel ilkesidir.Atatürk devriminde cumhuriyetçilik ,ana ilke ve esas değerdir. Bu nedenle Atatürk`ün hayatı boyunca gerçekleştirmek için büyük çaba sarf ettiği cumhuriyet, daha sonra gerçekleştirilecek olan devrimlerin de ön koşulunu oluşturmaktadır.Yani Atatürk`ün düşüncesinde cumhuriyet, moşarşik yönetimi kaldırmaktan öte yeni Türkiye`yi oluşturacak olan bir dizi devrimlerin de toplumsal ve siyasal alt yapısını oluşturan bir rejim olması hasebiyle de önemli bir yere sahiptir.Bu nedenden ötürüdür ki bir devlet ve hükümet şekli olarak 1924 ve 1961 Anayasalarında değiştirilemez, değişmesi dahi teklif edilemez bir müessese olarak korunmuş aynı hükme 1982 Anayasasında da yer verilmiştir.

Cumhuriyet kısa ve öz anlamı itibariyle toplumun kedini yönetecek olan kimseleri yine kendi oyları ve secimle iş başına getirdiği, bu iş başına getirdiği kimselerin  halktan aldıkları temsil yetkisi ile halkı yine halk adına yönetti yani egemenliğin belli bir kişi veya zümreye değil kayıtsız ve şartsız millete ait olduğu yönetimin adıdır. Bu nedenledir ki gerçek anlamda demokrasiler ancak fiili ve resmi yönetim şekli cumhuriyet olan devlet anlayışlarında hayat bulur.Diğer taraftan dünyanın çeşitli yerlerinde halkın tamamının desteğini almadan gerçekleşen oligarşiye aristokrasiye veya dini temele dayalı cumhuriyet anlayışları da olmakla birlikte bu tip devlet düzenleri asla gerçek anlamda Atatürk`ün getirdiği çağdaş cumhuriyet anlayışı ile bağdaşmaz.

Milliyetçilik

Bu ilkenin de kökeni Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde ortaya çıkan batılılaşma hareketlerine dayanır. Bu hareketlere tepki olarak beliren Milliyetçilik düşüncesinin aydın kesimdeki savunucuları arasında Mustafa Kemal`de vardı. Özellikle, Namık Kemal, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp gibi yazarların düşüncelerini benimseyen Atatürk`ün, tarihsel gerçeklerden kaynaklanan şu sözleri o dönemi yansıtır. “Özellikle bizim ulusumuz, ulusal anlayışa sırt çevirmenin çok acı cezalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğu içindeki çeşitli topluluklar, hep ulusal ilkelere sarılarak, ulusçu ilkenin gücüne dayanarak kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Gücümüzü yitirdiğimiz anda, bizi aşağıladılar, küçük gördüler. Anladık ki, suçumuz kendimizi unutmamızmış. ”

Atatürk`ün Milliyetçilik ilkesi ulusal kişilik ve benlik duygusunun ifadesidir. Bir ulusun diğer uluslara bakarak, doğal ve kazanılmış özel karakterlere sahip olması, diğer uluslardan farklı bir varlık meydana getirmesi, genellikle onlardan ayrı olarak onlara paralel gelişmeye çalışması anlayışına milliyetçilik ilkesi denir.

“Türk ulusunun yönetiminde ve korunmasında, ulusal birlik, ulusal duygu, ulusal kültür en yüksekte göz diktiğimiz ülküdür” derken de ön plana çıkarılan Ulus kavramıdır. Bu kavram her koşulda vurgulanmış, tüm eylemlerde ulus dayanak alınarak, sonuç-başarı ulusa mal edilmiş, odak noktası olarak “Ulus” kavramı benimsenmiştir.

Atatürk`ün Milliyetçiliği aynı zamanda geniş bir hoşgörüye de sahiptir.

“Gerçi, bize ulusçu derler ama biz öyle ulusçularız ki bizimle işbirliği yapan tüm uluslara saygı gösteririz. Onların bütün ulusal gereklerini tanırız. Bizim ulusçuluğumuz, herhalde, bencil ve kendini beğenmiş bir ulusçuluk değildir.”

Halkçılık

Kurtuluş Savaşı, ulusal niteliği gereği, tek bir sınıfa ya da gruba dayanmayıp, toplumun tüm kesimlerini içine alan geniş ittifakın ürünü olarak kazanılmıştır. Bu nedenle Atatürk`ün halkçılık ilkesi kaynağını kurtuluş mücadelesinde bulmuştur.

“Bizim halkımız, yararları birbirinden ayrılır sınıflar halinde değil, tersine varlığı ve gayretleri birbirine gerekli olan sınıflardan oluşur. Bu dakikada dinleyenlerim, çiftçilerdir, sanatkarlardır, tüccarlardır ve işçilerdir. Bunların hangisi, ötekisinin karşısında olabilir. Çiftçilerin, sanatkarlara; sanatkarların çiftçilere ve çiftçinin, tüccara ve bunların hepsinin, ötekine ve işçiye ihtiyacı olduğunu kim yalanlayabilir?”

“Halkçılık; cumhuriyetçilik ilkesinin içerdiği demokratik özgürlükçü, çoğulcu yönetimin yasalardaki bir hak olmaktan çıkarılıp, işlerliğe kavuşturulmasını; yönetimde, siyasada, kalkınmada, gelirlerin dağılımında, devlet ve ulus imkanlarının kullanılmasında halk yararının gözetilmesini amaçlar. Bu amaç doğrultusunda devleti, önlemler almak, yasalar çıkarmak, düzenlemelere gitmek, engelleri ortadan kaldırmakla görevli kılar.

Laiklik

Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki batılılaşma hareketleri sırasında aydın kesimde beliren; din işleri ile devlet işlerinin ayrı tutulması, biçiminde özetlenebilecek laik anlayışı, bu hareketlerle ilgilenen Atatürk`ü de etkilemiştir. Bunun üzerine Atatürk din olgusunu çağdaş bir anlayışla belirlemiştir.

“Din bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece, din işlerini devlet ve ulus işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz.”

Türkiye Cumhuriyeti`nde herkes, Allah`ına istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı, bir şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti`nin resmi dini yoktur.

“Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse, hiç bir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep, hiç bir zaman, siyaset aracı olarak kullanılamaz.”

Ancak laik devlet uygulaması, Türkiye`de bir çok tartışmalara, çok defa yanlış anlaşılıp yanlış yorumlamalara konu olmuştur. Bilerek ya da bilmeyerek, bilinçli ya da bilinçsiz Atatürk`e ve Atatürkçülüğe hep bu çizgiden saldırılmıştır. Bu nedenle de laiklik ve laik devlet düzeni, Türkiye`mizde geç ve güç anlaşılan ve en zor benimsenen devrim olmuştur. Ve hatta halen bazı kendini bilmez şahıslar, saldırılarına devam etmekte ve dini siyasi amaçla kullanmaya çalışmaktadırlar.

Devletçilik

Türkiye`nin ekonomik konulara ilişkin sorunlarını düzenlemek amacıyla 17.2.1923 tarihinde toplanan İzmir İktisat Kongresi`nde açılış konuşmasını yapan M. Kemal; ülkenin imparatorluk döneminden devraldığı sorunları ve çözüm aşamasındaki dikkate alınacak ilkeleri belirlerken, ulusun tüm bireylerinin ve olanaklarının kalkınma için, bir program çerçevesinde seferber edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Ekonomik kalkınmayı, çok kısa zamanda kalkınmayı öngören Atatürk buna uygun olarak Devletçilik ilkesini benimsemiştir. Bu takdirde karşı karşıya kalınacak güçlük şudur: “Devletle bireyin karşılıklı faaliyet alanlarını ayırmak…” İlke olarak devlet, bireyin yerini almamalıdır. Fakat bireyin gelişmesi için, genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de bireyin kişisel faaliyeti, ekonomik kalkınmanın asıl kaynağı olarak kalmalıdır… Devletle birey, birbirine karşı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.”Devletçilik ülkenin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle zorunlu bir gereksinimdir. Başarılı olması için akılcı ve özverili bir çalışma gerekliydi. Özellikle Birinci ve İkinci Sanayi Planları, uygulamada önemli yatırımların gerçekleştirilmesini sağladı.”

“Bizim izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik kişisel gayret ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde, ulusu refaha ve ülkeyi bayındırlığa eriştirebilmek için, ulusun genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanda, devleti doğrudan ilgili kılmaktır.”

Devletçilik ilkesi Türkiye`nin ihtiyaçlarından doğmuş ve o dönem için Türkiye`ye özgü bir sistem olup, devletle bireyin birbirine karşı değil, birbirini bütünleyici olması nedeniyle de dönemindeki ekonomik sistemlerden ayrılmaktadır.

İnkılapçılık

Atatürkçülüğün inkılapçılık anlayışı, zamanına göre geri kalmış müesseselerin ortadan kaldırılması ve yerine ilerlemeyi, gelişmeyi, kolaylaştıracak, geliştirecek müesseselerin konması esasına dayanır. Bu inkılapçılık anlayışı iyiye, doğruya, faydalıya yöneliktir. İnkılap, taassupla mücadelede en başarılı yöntemdir.

Atatürk “İnkılap, var olan müesseseleri zorla değiştirmek demektir. Türk Milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medeni gereklere göre ilerlemesini sağlayacak yeni müesseseleri koymuş olmaktır.” sözleriyle bu gerçeği vurgulamıştır.

Atatürkçülüğe göre “Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, ekonomik hayatta, ilim ve fen sahasında başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur.”

İşte bunun içindir ki, toplumun, zamanın gereklerine kendini uydurması, gelişmesi ve yenileşmesi gerekir.Yenileşmeye ayak uyduramayan milletlerin hayatında çöküş başlar. Bu çöküşü önlemek, topluma çağdaş niteliğini kaybettirmemek için yeniliklere açık olmak gerekir. Atatürk bu hususu ” Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşü ile medeni bir toplum haline ulaştırmaktır. İnkılaplarımızın ana ilkesi budur. ”

sözleriyle vurgulamıştır.Atatürkçülük`te inkılapların yaşatılması, hayati önem taşır. Bu inkılapların topluma maledilmesi ve yaygınlaştırılması gerekir. Atatürk inkılaplarının korunması ve yaşatılması sayesindedir ki, toplumumuz dinamizmini kaybetmeyecek, çağdaşlaşma yolunda adımlarına hızla ve güvenle devam edecektir. Bu bakımdan inkılapların milletçe korunması gerekir.

Atatürk`ün gösterdiği Dinamik İdeal`in gerçekleşmesi, çağdaş medeniyet seviyesinin gerektirdiği atılımları yapmayı öngörür. Bu bakımdan, Dinamik İdeal sadece yapılan inkılapları korumakla, yani statik bir durumda kalmakla yetinmeyip, aklın, bilimin ve ileri teknolojinin yol göstericiliğine dayalı gerekli atılımlarla çağdaşlaşmaya yönelmeyi gerektirir.


Google ile gelen arama sonuçları:

  • atatürk ilkeleri ve anlamlari
  • atatürkün ilkeleri ve anlamları
  • vault misafir allah değsin acze vecellesin ne demek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.